Köpekler “İyi ve Yeterli Anne” Olabilir mi?
İnsanın aklını karıştıran sorulardan biridir? İyi ve yeterli anne kimdir? Sorumuzu biraz daha genişletelim istiyorum. Binlerce yıllık insan dostu canlılar” iyi ve yeterli anne” olabilir mi? Gelin birlikte bakalım.
Köpekler “İyi ve Yeterli Anne” Olabilir mi?
İnsanın aklını karıştıran sorulardan biridir? İyi ve yeterli anne kimdir? Sorumuzu biraz daha genişletelim istiyorum. Binlerce yıllık insan dostu canlılar” iyi ve yeterli anne” olabilir mi? Gelin birlikte bakalım.
İnsanlar ve köpekler arasındaki o eski ve sarsılmaz dostluk ve ortaklık, biyolojik bir evrim öyküsü olmanın çok ötesinde; doğanın insan ruhuna sunduğu en derin psikolojik şifa süreçlerinden biridir.
Bu bağın kökenlerine indiğimizde, yaklaşık 15.000 ila 30.000 yıl önce, avcı-toplayıcı atalarımızın kamp ateşlerinin etrafında başlayan bir hayatta kalma mücadelesini görürüz. İlk başlarda sadece besin artıklarını paylaşma ve yırtıcılara karşı birbirini koruma amacı taşıyan bu ortak yaşamsal ilişki, binlerce yıllık bir seçilim sürecinin ardından iki türün birbirinin genetiğini, davranışlarını ve en önemlisi psikolojisini şekillendirdiği muazzam bir duygusal yoldaşlığa evrilmiştir.
Bugün modern dünyada bir köpek ve bir insanın göz göze geldiği an ikisinde de eş zamanlı olarak salgılanan oksitosin (bağlılık ve sevgi hormonu), bu dostluğun artık sadece mantıksal bir iş birliği değil, tarafların ruhsal dünyalarına işlenmiş organik bir bağ olduğunu kanıtlar. İşte bu derin ve tedavi edici bağ, psikanalizin en zarif teorisyenlerinden biri olan Donald Winnicott’ın "yeterince iyi anne" (good-enough mother) kavramıyla yan yana getirildiğinde, köpeklerin neden insan hayatının en temel psikolojik sığınak alanı haline geldiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer.
Winnicott, bir bebeğin ham ve parçalı haldeki ruhsal dünyasından sağlıklı, bütünleşik ve otantik bir "gerçek benlik" geliştirebilmesi için annenin (veya birincil bakım verenin) kusursuz olmasını beklemez. Ona göre ihtiyaç duyulan şey, bebeğin mutlak bağımlılık döneminde onun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarına uyum sağlayan, onu yargılamadan kapsayan ve zamanla onun bağımsızlaşmasına alan açan bir "yeterince iyi" çevre ve anne figürüdür...
Modern insanın yalnızlık, anksiyete ve köksüzlük hissiyle boğuştuğu günümüz dünyasında köpekler, tam olarak Winnicott’ın idealize ettiği bu şefkatli, kapsayıcı ve yapılandırıcı anne işlevlerini hayatımızda yeniden canlandırır ve her birimizin içindeki o kırılgan, bakıma muhtaç çocuksu parçayı adeta sessizce tedavi eder.
Winnicott’ın teorisindeki en merkezi kavramlardan biri "holding" yani kapsama/tutmadır. Anne, bebeği sadece fiziksel olarak kollarında tutmaz; onun kaygılarını, öfke patlamalarını ve içsel karmaşasını kendi zihninde filtreleyerek ona güvenli bir şekilde geri verir. Bu durum bireyin “güvenli bir dünyada, güven içindeyim” hissini geliştirmesini sağlar.
Köpekler, modern yetişkinin ya da çocuğun hayatında bu kapsayıcı çevreyi (holding environment) adeta kusursuz bir doğallıkla inşa eder.
İnsan ilişkileri bizleri statülerimiz doğrultusunda değerlendirmeye iten bir yapı sunmaktadır. Oysa köpek dünyasında sizin zengin, fakir, okumamış yada profesör olmanızın bir anlamı yoktur. Köpeklerinizle kurduğunuz dostlukta asla eleştirilmeyeceğiniz bir alanda yaşarsınız. Terkedilme olasılığınız ise hiç yoktur.
İçinizdeki tüm öfke, karmaşık duygular ve mutsuzluğa rağmen kafasını dizinize koyan o insan dostu canlı Winnicott’ın bahsettiği o "duygusal olarak kapsama" işlevini yerine getirir. Bize tehlikeden uzak, güvenli bir liman sunarak acımızın taşınabilir olduğunu hatırlatır.
Winnicott’a göre bebek, annenin yüzüne baktığında aslında annenin gözlerinde kendi yansımasını görür. Eğer anne bebeğe hayranlıkla, şefkatle ve onun varlığından büyük bir keyif alarak bakıyorsa, bebek bu aynadan şu mesajı alır: "Ben varım, ben değerliyim ve bu dünyada sevilmeye layık bir canlıyım."
Köpeklerin insanlarla kurduğu o meşhur ve coşkulu iletişim biçimi, bu hayati "aynalama" ihtiyacına doğrudan yanıt verir.
Bir süre için köpeğinizden ayrıldığınızı hayal edin. Sizinle karşılaştığı anı hatırlayın. O an köpeğinizin gözlerinde "dünyanın en önemli, en özlenen ve gelişiyle etrafına neşe saçan" insanı olarak yansıtılırsınız.
Gün içinde yaşadığınız olumsuz deneyimler var ise, benlik algınız sarsılmışsa, varlığınızın ne kadar önemli olduğunu hissedeceğiniz bir törenin içinde kendinizi bulursunuz.
Sağlıklı bir psikolojik gelişimin önemli duraklarından biri de nesne sürekliliğidir. Bebek annesi yan odada olsa yada ona kızsa dahi sevginin ortadan kalkmadığını bilebilecek deneyimlere sahiptir. “İyi ve yeterli anne” bebeğin yıkıcı fantezilerine veya öfke krizlerine karşı hayatta kalır; küsmez, cezalandırmak için sevgisini geri çekmez veya ortadan kaybolmaz. Bu tutarlılık, bireyin ilişkilerde güven duymasını sağlar.
Peki yaşımız ilerleyince aynısı mı olur? Birey olarak toplum içinde yerimizi aldığımızda bir anne çocuk ilişkisi içinde mi oluruz? İnsan ilişkilerinde küslükler, beklentilerin karşılanmaması halinde sevginin sınırlanması ve ilişkilerin bitişi çok karşılaşılan bir durumdur. Köpekler ise bu noktada hayatımıza sarsılmaz bir duygusal tutarlılık getirir.
Siz ona kızsanız onu ihmal etseniz de size olan sevgisinde bir değişim olmaz. Sizi kim olursanız olun, terk etmeyeceğinin garantisini size verebilirim.
Winnicott’ın psikoloji dünyasına kazandırdığı en dahi parçalardan biri de "geçiş nesnesi" kavramıdır. Bebek, annesine olan tam bağımlılığından sıyrılıp dış dünyayı keşfetmeye başlarken, annenin yokluğunun yarattığı o yoğun ayrılık kaygısıyla baş edebilmek için yumuşak bir battaniyeye, bir ayıya ya da bir kumaş parçasına tutunur. Bu nesne ne tamamen annedir ne de tamamen dış dünyaya ait yabancı bir maddedir; ikisinin arasında, annenin güvenliğini dış dünyaya taşıyan ve çocuğu yatıştıran sihirli bir köprüdür.
Köpekler hem çocukların gelişiminde hem de yetişkinlerin hayat mücadelesinde mükemmel birer "canlı" geçiş nesnesi ve güven köprüsü vazifesi görürler.
Özellikle sosyal ortamlarda zorlandığınızda, yoğun mutsuzluk dönemlerinde, dünyayı tehdit olarak algıladığınız zamanlarda köpeğiniz yanınızdadır. Bir güvenlik kalkanı ile sokakta dolaşırsınız. Bazen içsel ve dışsal bir yalnızlığın bir anda kaybolup gittiğini görür yaşamın sevincini deneyimlersiniz.
Sonuç: Bin Yıllık Evrimin Ruhsal İyileşmesi
Son tahlilde; avcı-toplayıcı dönemde sadece karın doyurmak ve hayatta kalmak için birbirine yaklaşan insan ve kurt, binlerce yıllık evrimsel yolculukta birbirlerinin ruh ikizi haline gelmiştir. Bu ortaklık, biyolojinin sınırlarını aşarak psikolojik bir şahesere dönüşmüştür.
Donald Winnicott’ın insan yavrusunun var olabilmesi için şart koştuğu o şefkatli, kapsayıcı, yargılamayan ve her koşulda varlığı onaylayan "yeterince iyi anne" iklimi, bugün modern insanın hayatında en saf ve istikrarlı şekliyle bir köpeğin sadakatinde hayat bulur.
Köpekler, kelimelere ihtiyaç duymadan, sadece varlıklarıyla bizi kapsar, gözleriyle bizi aynalar, sadakatleriyle sürekliliği hissettirir ve sevgileriyle bizi dış dünyaya bağlarlar. Bu yüzden bir köpekle kurulan dostluk, sadece bir hayvan beslemek değil; içimizdeki o hiç büyümeyen, sevilmeye ve güvende hissetmeye muhtaç çocuksu parçaya her gün yeniden şefkatle sarılmaktır.