İstek, İhtiyaç ve Hırslar
Merak ve keşif duygumun esiri olarak benliğim kendini büyük bir dalış teknesinde Kızıldeniz’de buldu. 7 günlük denizin içinde geçecek bir serüvenin eşiğindeydim…
İstek, İhtiyaç ve Hırslar
Merak ve keşif duygumun esiri olarak benliğim kendini büyük bir dalış teknesinde Kızıldeniz’de buldu. 7 günlük denizin içinde geçecek bir serüvenin eşiğindeydim…
Çok keyifli deneyimlerle süren yolculuğum; her gün 3 gündüz birde gece dalışı ile devam etti. Mercan resifleri sayesinde dünyanın en zengin ekosistemlerinden birine ev sahipliği yapan Kızıldeniz’e misafir oldum.
Aslan balıkları, palyaço balığı, papağan balığı, napolyon balığı, mürenler, yunuslar, kaplumbağalar, tabi ki bir tanede görsem köpek balığı ve saymakla bitmeyen binlerce renkli balık.
Denizin dibinde insan dünyayı unutur ya, bende tam tersi oldu. Bir gece dalışı sırasında bazı çağırışımlar ile hayranlık duygusu içindeydim.
Bütün balıklar güven içindeydi. Bir diğeri tarafından zarar verilme endişesini taşımadan yaşamlarına devam ediyorlardı. Mürenler kayaların arasından çıkmış ihtiyaçlarının peşindeydi. İstek ve hırsın olmadığı doğal bir atmosfer. Belki birazdan büyük balık tarafından yenilecek olmanın doğal duygusu.
Peki bu kavramlar nedir?
İstek; bir insanın herhangi bir şeye karşı duyduğu arzu ve yönelimdir.
İhtiyaç ise; yokluğunda dengemizin bozulduğu, hayatımızın aksadığı veya bizi doğrudan alarm moduna geçiren o kaçınılmaz mecburiyetlerdir. Bu ihtiyaçların karşılanma biçiminin kişisel tercihlere, kültüre veya arzulara göre şekillenmiş halidir.
İstekler hayatın tuzu biberiyken, ihtiyaçlar masanın kendisidir. Yani o olmadan ayakta duramazsınız. "Olmasa da olur" diyemediğimiz, bizi hayatta, sağlıklı ve güvende tutan tüm o temel yapı taşları —yani nefes almak, ısınmak, korunmak veya bir tas çorba— doğrudan birer ihtiyaçtır. Kısacası istek keyfimizin, ihtiyaç ise varlığımızın sesidir.
Hırs ise, sözlük anlamıyla bir şeyi aşırı derecede istemek, ona tutkuyla bağlanmak ve ona ulaşma yolunda sınır tanımayan bir istek ve arzu yoğunluğudur.
Psikolojide hırs; bireyin yüksek düzeyde başarı, güç veya statü elde etme yolundaki içsel motivasyonudur. Ancak hırs, "azimli olmak" kavramından farklıdır. Azim daha yapıcı ve amaca odaklıyken; hırs, genellikle egonun tatmini ve yetersizlik hissini bastırma çabasıyla beslenir. Psikolojik olarak hırslı bireylerde "başarısızlık korkusu" ve "kontrolü kaybetme endişesi" oldukça yüksektir.
Hırs nörolojik olarak, beynin ödül mekanizmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Bir hedefe ulaşma arzusu, beyinde dopamin salgılanmasını tetikler.
Hırslı bireylerde bu döngü bir bağımlılığa dönüşebilir; hedefe ulaşıldığında alınan haz kısa sürer ve beyin daha büyük bir hedef için yeniden dopamin arayışına girer. Bu durum, hırsın neden "doyumsuz" bir yapıya sahip olduğunu açıklar.
Sosyolojide hırs, toplumsal tabakalaşma ve hareketliliğin dinamiklerinden biridir. Kapitalist ve rekabetçi ekonomik sistemler, bireyleri sürekli daha fazlasını üretmeye ve tüketmeye teşvik ederek toplumsal bir "hırs" kültürü yaratır. Bu bağlamda hırs, bireyin toplumda daha üst bir statü elde etme ve kaynakları kontrol etme mücadelesidir.
Hırs; bireyin iç dengesini bozma pahasına, dışsal bir ödülü (güç, statü, para) elde etmek için bilişsel ve fiziksel kaynaklarını maksimum sınırda kullanmasını sağlayan, doyumsuzluk eğilimli yoğun bir güdülenme durumudur.
Sonuç: “Balık hafıza derler” ya. Hafızası 3 saniye süren, sanki dünyanın farkında olmayan alt düzey bir canlı türünü tanımlayan bir söylem gibi. Yapılan araştırmalar daha farklı olduğunu söylese de keşke balık gibi yaşasak. İhtiyaçlarımız doğrultusunda, bazen istekleri erteleyebilen, hırslarımızdan uzak duran.