Haydarpaşa Numune Hastanesi’nin hazin hikayesi

Şehir merkezine uzak devasa büyüklükte şehir hastaneleri inşa edilirken, şehrin merkezinde bulunan, her gün binlerce hastaya hizmet veren kamu hastanelerimize ne yazık ki gerekli ihtimam gösterilmiyor.

23 Eyl 2026 - 11:45 YAYINLANMA
Asırlık Haydarpaşa Numune Hastanesi’nin hazin hikayesi...
 
Şehir merkezine uzak devasa büyüklükte şehir hastaneleri inşa edilirken, şehrin merkezinde bulunan, her gün binlerce hastaya hizmet veren kamu hastanelerimize ne yazık ki gerekli ihtimam gösterilmiyor.
İşte bir örnek…
Asırlık Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi.
Sağlık Bakanlığı’na bağlı olan hastane, 1936 yılından beri halkımıza hizmet vermektedir.
Haydarpaşa Numune Hastanesi benim ilk göz ağrımdır. 
1985 yılında, hocam Rahmi Turan’ın Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı Sabah Gazetesi’nin hastane muhabiriydim. Görevim gece Acil Servise gelen önemli vakaları haber haline getirmekti. 
Bu görevi bana rahmetli haber müdürüm (bendeki emekleri çoktur) Behiç Kılıç vermişti. İyiki de verdi. Allah gani gani rahmet eylesin.
Gazetecilik mesleğimin ilk yıllarında görev yaptığım bu kurum bana çok şey kattı. Aradan 40 yıl geçse de kendimi halen şanslı hissediyorum…
Sağlık personelinden hekimine kadar herkes disiplin içinde görevini yapıyordu. Acile intikal eden hastalara derman olabilmek, hayata tutundurmak için hemşirelerin hekimlerin nasıl fedakarca çalıştıklarına yüzlerce kez şahit oldum.
Akşamdan sabaha acil koridorlarında nice dramlar yaşanıyordu. Cinayet vakaları, intiharlar, ölümlü trafik kazaları, çocuk ölümleri, kadın cinayetleri… 
Gecenin karanlığında hastane koridorlarını inim inim inleten çığlıklar. Ağlayan anneler…
Bu yürek yakan insan manzaraları, bir ok gibi yüreğinizin derinliklerine saplanıyordu. Aradan yılllar geçse de izi kalıyor. Az gözyaşı dökmedim hastane banklarında… 
Hiç unutmam bir gece hastaneye yüzü morarmış vaziyette bir bebek gelmişti. Doktorlar seferber olmuştu minik yavruyu kurtarmak için…
İki yakını da genç annenin kollarından tutmuş müdahale odasının kapısında bekliyordu…
Bir süre sonra kapı açıldı. Müdahale eden doktorların hemşirelerin gözlerine bakınca anlamıştım bir şeylerin kötü gittiğini…
Yavrusunun öldüğünü öğrenen anne; yakınlarının ellerinden kurtulup önünde duran onca sağlık personelini yara yara müdahale odasına girdi.
Hiçbir güç o anneyi tutamıyordu…
Yavrusunun cansız bedenini sıkıca kavrayıp bastı bağrına…
Genç annenin, “O daha çok küçük ölmedi benim yavrum..” feryatları yürekleri dağlıyordu…
Acil serviste zaman durmuş, doktorundan hemşiresine herkes ağlıyordu…
Bu olay önemli bir haberdi. Gazetemde yayınlanacak olan fotoğraf karelerinden hatırı saylı prim bile alabilirdim…
Ama ellerim bir türlü fotoğraf makinemin deklanşörüne gitmiyordu. Bir köşede öylece donup kaldım…
O annenin evlat acısı beni derinden sarsmıştı. Aklım kalmıştı o annede…
Gidip görmek istedim…
O yıllarda çok yoğun iş temposu içindeydim. Akşam saat: 19:00 sıralarında hastanenin acil servisinde görevimin başında oluyordum. Sabaha kadar uyku yok. 
Sabah 08.00'de, geceden topladığım haberleri yazmak üzere otobüsle Mecidiyeköy’de bulunan Sabah Gazetesi’nin merkezine gidiyordum. Haberi yaz fotoğrafların tab edilmesini bekle derken işim en erken saat 12.00’de bitiyordu.
Benim gazeteden eve gitmem en iyi ihtimalle saat 14.00’u buluyordu. Yorgunluktan çoğu zaman yemek yemeden kendimi yatağa atıyordum. Rahmetli annem saat 17.00 gibi beni uyandırıyordu. Bir iki lokma yemek yedikten sonra hastanenin yolunu tutuyordum.
Demiştim ya ‘Aklım kalmıştı o annede’ diye…  
Merak etmiştim. ‘Şimdi ne yapıyor iyi mi?’ diye…
O annenin yaşadığı adresi öğrenmiştim. Ancak 3-4 ay sonra bir fırsatını bulup gidebildim. 
Otobüsle Beykoz’a kadar gittim. Oradan yaklaşık yarım saat sonra evine ulaşabildim. Beykoz’un varoşlarında tek odalı bir yerde oturuyordu.
Uzun uzun çaldım kapıyı açan olmadı. Yan tarafta oturan komşusu yaşlı bir teyze kapı sesine olsa gerek yanıma geldi…
Genç anneyi sordum. Teyzenin iki gözü iki çeşme. Ne oldu teyzeciğim diye sorduğumda, “Ahhh oğlum ahhh. O kadıncağız çocuğunu kaybettikten sonra, bir türlü kendine gelemedi aklını yitirdi. Gittiler buralardan. Nereye gittiğini bilmiyoruz”
O an oracıkta yıkıldım. Kızdım kendime! Keşke daha önce gelebilseydim. 
Benim daha doğrusu yüzbinlerce insanın hayatına dokunan böylesine önemli bir sağlık kurumumuza ne acıdır ki gerekli ihtimam gösterilmiyor.
Bu asırlık hastanemiz 1999 yılında yaşanan depremde büyük yara aldı. Bu sağlık kurumumuzun yüzde 80’inin çürük olduğu raporlarla ortaya kondu…
Kondu konmasına da…
Büyük depremin üzerinden tam 27 yıl geçmesine rağmen, bu asırlık kamu hastanemize güçlendirme ya da yenileme anlamında bir işlem yapılmadı.
Depremde zarar gören önemli bloklar kapatılınca 750 olan hastane yatak sayısı küçüldükçe küçüldü. Bazı klinikler başka yerlere yani hastane dışına nakledilmek zorunda kalındı.  
Prof. Dr. Suphi Acar’ın Başhekimliğini yaptığı 2003 yılında, Haydarpaşa Numune Hastanesi’nin bahçesine yeni bir hastane yapılması planlanarak, mimari projesi hazırlandı.
Numune Hastanesi’ne ait olan bahçenin 38 bin metrekarelik boş alanına yapılması planlanan yeni hastane, 3 katı zeminde olmak üzere 11 katlı olacaktı. Hasta odaları ise tek ve iki kişilik olarak düzenlenmişti. O tarihlerde mimari projesi de hazır olan yeni hastane için Bakanlık olumlu bir adım atmadı. 
Halbuki o yıllarda bu işe başlanılması için Numune Hastanesi’nin kasasında eski parayla 23.5 trilyon lirası bulunuyordu. 
Günümüze kadar hastane yapımı için yeni yeni projeler hazırlandı. Ancak bir türlü hayata geçirilemedi…
Uzun yıllar çalıştığım Gözcü ve Sözcü gazelerinde bu konuyu çok kez gündeme getirdim. Yetkili makamların dikkatini çekmeye çalıştım. 
Bu süreçte öyle trajikomik olaylara şahit olduk ki insanın inanası gelmiyor…
Aktarıyorum…
İki bin sağlık personelinin görev yaptığı, tedavi için her gün binlerce hastanın müracaat ettiği Haydarpaşa Numune Hastanesi, depreme karşı tam 27 yıldır yenilenmeyi beklerken, hastanenin yanı başına yani arazisinin bir bölümüne 2015 yılında, İspark tarafından depreme dayanıklı yerin altına dört katlı 840 araçlık yeraltı katlı otopark inşa edilerek hizmete açıldı.
Şaşırmamak elde değil…
27 yıldır 650 yataklı depreme dayanıklı hastane yapamadık ama depreme dayanıklı 840 araç kapasiteli lüks otopark inşa ettik.
Sağlık Bakanlığı geçtiğimiz haftalarda Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanelerinin yenilenme süreçlerinin hazırlanarak projelerinin bitirildiğini duyurdu. Bu sevindirici bir haber.
Ancak…
Asıl sorulması gereken soru şu: 27 yıl neden harekete geçilmedi?
 

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: