Bugun...



TÜRKİYE OBEZİTEDE AVRUPA BİRİNCİSİ

İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. Ayşe Seda Demirel, toplumda gittikçe bozulan beslenme düzeni ve obezite salgını ilgili önemli açıklamalar yaptı…

facebook-paylas
Tarih: 16-06-2019 16:26

TÜRKİYE OBEZİTEDE AVRUPA BİRİNCİSİ

TÜRKİYE OBEZİTEDE AVRUPA BİRİNCİSİ

İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Bilim Komisyonu Üyesi Uzm. Dr. Ayşe Seda Demirel, toplumda gittikçe bozulan beslenme düzeni ve obezite salgını ilgili önemli açıklamalar yaptı…

Uzm. Dr. Ayşe Seda Demirel, “Dünya Sağlık Örgütüne göre, 50 yıl öncesine kadar sadece gelişmiş ülkelerde görülen ve sağlığa verdiği zararlar pek de önemsenmeyen şişmanlık (obezite), bugün son derece ciddiye aldığımız, kronik bir hastalık olarak kabul ederek takip- tedavi ettiğimiz ve maalesef dünya geneline yayılmış büyük bir sağlık sorunu durumuna gelmiş halde. Ne yazık ki, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde de kilolu ve şişman kişi sayısının sanki bulaşıcı bir hastalık salgını gibi hızla arttığını gözlemliyoruz.” diye konuştu.

Obezite tanısında en sık kullanılan kriterin vücut kitle indeksi (VKİ) olduğunu belirten Demirel, “VKI erişkinlerde kg. cinsinden ağırlığın metre cinsinden boyun karesine bölünmesiyle ortaya çıkan rakamdır. VKİ’si 18.5 – 25 arasında olanlar normal, 25-30 arası olanlar fazla kilolu, 30’un üzerinde olan kişiler ise obez olarak değerlendirilmektedir. Aslında bu kaba bir rakamdır ve vücuttaki yağ miktarını her zaman doğru olarak yansıtmayabilir.  Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının %15-18'i, kadınlarda ise %20-25'ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde %25, kadınlarda ise %30'un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır. Obezite tanısında daha hassas metotların kullanılması gerektiği konusunda devam eden tartışmalar mevcuttur.” dedi.

“FİZİKSEL AKTİVİTE AZLIĞI OBEZİTEYE NEDEN OLUYOR”

Dünya Sağlık Örgütünün, şişmanlığı ‘Vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı miktarda yağ birikmesi’ olarak tanımladığını belirten Demirel, “Otomobil, televizyon, bilgisayar gibi etkenlerle değişen sosyal yaşam ve çalışma şartları ile birlikte azalmış fiziksel aktivite, azalmış gece uykusu ve günlük kalori tüketiminde artış obezite gelişimini kolaylaştırmaktadır. Harcadığımızdan çok daha fazla kalori almamız veya tam tersi, aldığımız kaloriyi harcayamayacak kadar hareketsiz ve spordan uzak atıl yaşantılarımız bizi obeziteye doğru sürüklemektedir. Yaşam şeklimiz ve hayat tercihlerimizi biraz çaba ve kararlılıkla, doğru beslenme ve egzersiz ile ataletten, şişmanlıktan ve bunların beraberinde getirdiği kronik hastalık yükünden kurtulabileceğimizi ve kalitesi yüksek, hastalıktan uzak bir ömür geçirebileceğimizi de unutmamalıyız.” diye belirtti.

“ÇOCUKLARIMIZA KÖTÜ BİR MİRAS BIRAKIYORUZ!”

“Şişmanlık maalesef çocuklarımıza da hatalı bir davranış/yaşam şekli olarak miras kalmaktadır” diyen Demirel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Anne ve babası şişman olan kişilerin çocuklarında şişmanlık daha sık görülmektedir. Anne ve babası aşırı kilolu çocukların %80’inde, anne ve babasından birisi aşırı kilolu olanların %40’ında, anne ve babası normal kilolu olanların ise %10’unda erişkin döneminde şişmanlama riski vardır. Buna ek olarak bazı psikolojik rahatsızlıklar, stres ve depresyon da aşırı atıştırmaya ve şişmanlığa neden olur. Bu hastaların bir kısmında tıkanırcasına yeme krizleri ve gece atıştırmaları daha fazladır. Yine de sadece tartı ağırlığı fazla olan kişilerin hepsinin şişman olarak da kabul edilmeyeceği; kas gelişimi fazla olan kişilerde de tartı ağırlığının yüksek olarak saptanacağı da göz önünde bulundurulmalıdır. Şişmanlık kabaca elma ve armut tipi şişmanlık olarak iki grupta değerlendirilebilir, elma tipi şişmanlıkta vücut yağlar daha çok orta bölgede (karın-bel) toplanması ile karakterizeyken, armut tipi şişmanlıkta vücuttaki fazla yağların daha aşağıdaki bölgelerde depolandığı (kalça) ve vücuda daha yayılmış olarak bulunduğunu gözlenir. Özellikle bel çevresi genişliği olan ve vücut yağları karın bölgesinde toplanan elma tipi şişmanlığı olanların Metabolik Sendrom ve kapsadığı kronik hastalıklar açısından (diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, hipertansiyon, hiperlipidemi) daha büyük tehdit altında olduğu unutulmamalıdır. Obezitede özellikle karın yağları arttıkça, bel çevresi genişledikçe, serbest yağ asitlerinin karaciğere geçişi de artmaktadır ve bu da insülin direncine yol açmaktadır.”

“ÜLKEMİZDE HER 3 ERİŞKİNDEN BİRİ OBEZ!”

Küresel Hastalık Yükü Uluslararası Araştırma Grubu tarafından yapılan araştırma ile ilgili bilgiler paylaşan Uzm. Dr. Ayşe Seda Demirel, “1980- 2015 yılları arasında 195 ülkenin verilerini kapsayan geniş bir çalışmanın sonuçlarına göre, 2015 yılı itibarıyla dünyada 108 milyon çocuk ve 604 milyon erişkinin obez olduğu, obezitesi olanlara fazla kiloluların sayısı da eklendiğinde toplam nüfusun 2.2 milyarı geçtiği gösterilmiştir. Özellikle çocuklardaki obezite artış endişe vericiyken çocuk ve erişkin obez hasta sayısının 1980’den beri 73 ülkede iki katına çıktığı görülmektedir. Ülkemizde de durum çok farklı değil; ülkemizde her 3 erişkinden biri obez (şişman), biri fazla kilolu ve sadece biri normal vücut ağırlığında. Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre Türkiye nüfusunun %33’ü obez. Çocuklar arasında da obezite sıklığı, hiperlipidemi ve insülin direnci gibi metabolik sorunların hızla artması ülkemizin yarınki gençleri için sağlıkta tehlike çanlarının çalınmasına neden oluyor.” dedi.

“OBEZİTE TEDAVİSİ İÇİN GERÇEKÇİ HEDEFLER OLMALI”

Obezitenin tedavisinde davranış tedavisi (beslenme modeli), diyet, egzersiz, ilaç tedavisi, kombine tedavi ve cerrahi tedavi gibi çeşitli tedavi yöntemleri denenmekte olduğunu belirten Demirel, “Obez kişilerin çoğu hızlı ve kolayca zayıflamayı isterler. Gerçekte ise bu kolay değildir. Bu yüzden daha tedavi başlangıcında gerçekçi hedefler belirlenmelidir. Gerçekçi bir hedef olarak 6 ayda yüzde 5-10 kilo kaybı amaçlanmalıdır. Vücut ağırlığındaki yüzde 10’luk bir azalma bile obeziteyle ilişkili risk faktörlerinin azalmasını sağlar.” diye konuştu.  

Uzm. Dr. Ayşe Seda Demirel, Obezite tedavisinde kullanılan yöntemlerin 5 grup altında toplandığını belirtti:

1.Tıbbi beslenme (diyet) tedavisi

Diyet mutlaka kişiye özgü ve enerji açığı oluşturarak vücut yağ depolarında azalma sağlayacak bir diyet planlanmalıdır. Kas kaybı olmadan yağ depolarında azalma sağlanmalı, vitamin ve mineral kaybına karşı dikkatli olunmalıdır. Pek çok defa günde 500-600 kalori kısıtlaması yapıldığında haftada 0.5 kg ve 6 ayda yüzde 10 kadar bir zayıflama ortaya çıkar. Gün içerisinde alınan toplam enerji alımı kısıtlamak için birçok obez öğün atlamakta, ancak açlık dürtüsü daha sonra daha fazla yedirmekte ve gıdaların yağ yakıcı özellikleri de böylece azalmaktadır. Günlük kalorinin bölünerek kahvaltıda yüzde 20-25, öğle yemeğinde yüzde 30-35, akşam yemeğinde yüzde 30-35 oranlarında sık yemek yenilmesi çok daha uygundur ve açlık hissinin de böylece baskılanmış olacaktır.

2.Egzersiz tedavisi

Fiziksel egzersiz öncesinde mutlaka kalp ve solunum kontrollerinin yapılması gerekir. Başlangıçta günde 30-45 dakika, haftada 3-5 gün orta derecede fiziksel aktivite için teşvik edilmelidir. Haftada 2 bin kalori harcamak için yaklaşık haftada 7 saat (420 dk) ritmik ve tempolu yürüyüş yapmak gerekir. Fiziksel aktivite sırasında yaralanmalardan kaçınmak da önemli. Aşırı obez bir kişinin kendine zarar vermemesi için basit egzersizlerle fizik aktiviteye başlaması ve dereceli olarak artırılması önerilir. Yeni bir fiziksel aktivite rejimine başlamadan önce mutlaka kontrollerin yapılması gerekir; kişinin yaşı, eşlik eden kronik hastalıklar önceden değerlendirilmelidir. Günlük yaşamda yürüme mesafesindeki yerler için taşıt kullanılmaması, otobüsten bir durak önce inilmesi, asansör yerine merdiven kullanılması, arabanın mümkün olduğunca uzak yerlere park edilmesi yararlı olabilir. Obezlerin çoğu egzersize emniyetli olduğu için yürüme ile başlar. Haftada 3 gün 10 dk. yürüyüş ile başlanır. Haftada en az 5 gün 30-45 dk’ya artırılır. Yüzme de yaralanmadan yapılabilecek en iyi egzersizlerdendir.

3.Davranış değişikliği tedavisi

Kendi kendini gözlemleme, yemek yeme uyaranının farkına varmak ve onun yerine alternatif bir davranış geliştirmek obezlerin davranış değişikliği geliştirmelerinde çok önemlidir. Bu değişimin gerçekleştiği zamanlarda pekiştirme, kendi kendini ödüllendirme ve böylece de bilişsel yeniden yapılandırmayı sağlamak gerekir. Sosyal destek alınması da sürece yardım edecektir.

4.Farmakolojik tedavi

Obezite tedavisinde kullanılacak ilaçlar hafif ve orta derecede ağırlık fazlalığı olan bireyler için uygun değildir. Kullanılan ilaçların, sağlık yönünden güvenirliliğinin saptanmış olması, obeziteye neden olan etiyolojiye uygun bir etki göstermesi, kısa ve uzun dönemde önemli yan etkisinin olmaması ve bağımlılık yapmaması ve bu tür ilaçların mutlaka hekim tavsiyesi ve kontrolünde kullanılması gerekliliği büyük önem taşımaktadır. Obezite tedavisinin başarılı olması için hastanın ilaç tedavisinin yanı sıra tıbbi beslenme tedavisi ve egzersiz tedavisini sürdürmesi ve düzenli olarak kontrollere gelmesi gerekmektedir. Son seçenek olarak cerrahi yöntemler de düşünülebilir.







Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER OBEZİTE Haberleri

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HAVA DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI YUKARI